




|
||||||||
| FAHRİ ERDİNÇ KİM? | ||||||||
| Gecikmiş saygının insanlığa katacağını konuşmak mı, yoksa ihmallerin sonuçlarına yanmak mı esas olan? Sanat toplum içinse toplum sanatçısına sahip çıktığı oranda kendine sahip çıkabilir. Öyleyse Fahri ERDİNÇ kim diyerek hayata bir bakış atalım. Türkiye İşçi Partisi'nin düzenlediği bu sunum 30 Ocak 2026 tarihinde Akhisar'da. | ||||||||
| KÜLTÜR-SANAT Haberi | ||||||||
![]() |
||||||||
Fahri Erdinç (1917 - 1986), Türk edebiyatının toplumcu gerçekçi kuşağının önemli isimlerinden biridir. Özellikle öyküleri ve sürgün hayatıyla tanınan bir yazar ve şairdir. İşte hayatına ve edebi kimliğine dair kısa bir özet: Hayatı ve Mücadelesi
Edebi KimliğiFahri Erdinç, eserlerinde genellikle "küçük insanların" hayatlarını, emekçilerin zorluklarını ve memleket hasretini işledi.
Fahri Erdinç, Türk edebiyatında Sabahattin Ali çizgisine yakın duran, ancak sürgün hayatı nedeniyle Türkiye'deki okurlar tarafından bir dönem biraz gölgede kalmış kıymetli bir kalemdir.
Fahri Erdinç’i ve o dönemin edebi atmosferini anlamak için kilit öneme sahip. Buyurun, kısa ve öz birer bakış: 1. En Bilinen Eseri: Şen Olasın Halep ŞehriFahri Erdinç’in 1945 yılında yayımlanan bu öykü kitabı, onun toplumcu gerçekçi bakış açısını en kristalize haliyle sunar.
2. Sürgün Edebiyatı ve Diğer İsimlerle BağlantılarıFahri Erdinç, Türkiye'den ayrılmak zorunda kalan o meşhur "1940 Kuşağı" aydınlarının bir parçasıdır. Bu gruptaki isimlerle hem kader birliği yapmış hem de edebi olarak benzer yollardan yürümüştür.
Özetle: Fahri Erdinç, bu isimlerle birlikte "Markopaşa" ekolünün ve toplumcu çizginin bir temsilcisidir. Onun farkı, sürgünlüğünü Balkanlar'ın (Bulgaristan) kültürel dokusuyla birleştirip, Türkiye'ye oradan bir ayna tutmasıdır.
Fahri Erdinç’in Türkiye’den ayrılışı ve Bulgaristan’daki yılları, hem kişisel bir dram hem de bir dönemin siyasi panoraması gibidir. İşte o film şeridini aratmayan hikaye: Kaçış Hikayesi: Bir Belirsizliğe Yolculuk1949 yılı, Türkiye’de sol görüşlü aydınlar üzerindeki baskının zirve yaptığı bir yıldı. Sabahattin Ali'nin 1948'de sınırda öldürülmesi, Erdinç ve arkadaşları üzerinde büyük bir korku ve güvensizlik yarattı.
Bulgaristan Yolları: Sofya Radyosu ve Türkçe YayınlarBulgaristan’a ulaştığında onu hem bir özgürlük alanı hem de yeni bir gurbet bekliyordu.
Vatandaşlıktan ÇıkarılmaTürkiye, bu faaliyetleri nedeniyle Fahri Erdinç’i vatandaşlıktan çıkardı. Bu durum, onun için geri dönüş kapılarının tamamen kapanması ve "vatansız" bir yazar olarak kalması anlamına geliyordu. Ancak o, Türkçeyi bir vatan gibi yanında taşımaya devam etti; eserlerini asla başka bir dilde (Bulgarca bilmesine rağmen ana dili dışında) yazmayı düşünmedi. Küçük bir not: Fahri Erdinç’in mezarı bugün Sofya’dadır. Vasiyeti veya arzusu her zaman Türkiye’ye dönmek olsa da, bu ancak eserlerinin ölümünden yıllar sonra Türkiye'de yeniden basılmasıyla mümkün olabildi.
Aslında Fahri Erdinç'in tek bir "Vatan Hasreti" isimli şiirinden ziyade, gurbette yazdığı hemen her satıra sinmiş bir memleket özlemi vardır. Ancak onun bu duygusunu en yalın ve sarsıcı şekilde özetleyen, Bulgaristan yıllarında kaleme aldığı meşhur dizeleri şöyledir:
Şiirin Ruhu Üzerine Kısa Bir NotFahri Erdinç’in şiirlerinde vatan, sadece bir toprak parçası değil; tütün kokusu, bir dost selamı ve ana dilidir. Sofya Radyosu'ndaki mikrofonunun başında, sesinin sınırdan geçtiğini bilip kendisinin geçemediğini htiği anlardaki o "eşik" duygusu, onun edebiyatının kalbidir. Vatandaşlıktan çıkarıldığı için kağıt üzerinde "yabancı" olsa da, o her zaman:
Fahri Erdinç’in anıları arasında en etkileyici olanlardan biri, Nâzım Hikmet ile Sofya’da bir otel odasında geçen ve hasretin ağırlığını iliklerinize kadar htiren o buluşmadır. Nâzım Hikmet ve "Salkımsöğüt" AnısıNâzım Hikmet 1950'lerin başında Bulgaristan’ı ziyaret ettiğinde, sürgündeki Türk aydınları için adeta bir umut ışığı olur. Fahri Erdinç, Nâzım’ı Sofya’daki otelinde ziyaret eder. Erdinç, o günü anılarında özetle şöyle anlatır:
Ardından Nâzım, Fahri Erdinç ve yanındakilerden kendi şiirlerini okumalarını ister. Erdinç, Nâzım’ın karşısında onun bir şiirini okurken heyecanlanır. Nâzım ise onu durdurur ve der ki: "Biz burada birer 'mülteci' değil, Türk dilinin bekçileriyiz. Yazdığın her kelime, Türkiye'ye atılmış bir köprüdür." Sabahattin Ali'nin GölgesiFahri Erdinç için Sabahattin Ali ile olan "yol arkadaşlığı" ise daha hüzünlüdür. Erdinç, sınırı geçip Bulgaristan’a ulaştığında, aslında sürekli arkasına bakar. Çünkü dostu Sabahattin Ali, ondan kısa süre önce aynı sınırda "faili meçhul" bir cinayete kurban gitmiştir. Erdinç, Sofya'da yazdığı anılarında sık sık şu muhasebeyi yapar: "Ben geçtim, ama o geçemedi. Ben yaşıyorum, ama o o sınır boylarında bir ağacın dibinde kaldı." Bu suçluluk duygusu ve dostuna olan özlemi, Erdinç'in "Acı Lokma" romanındaki karakterlerin ruh haline derinden yansımıştır. Fahri Erdinç, bu dev isimlerin arasında hem bir öğrenci hem de onların sesini Balkanlar'da yankılayan bir yoldaş olmuştur.
İşte bu değerli edebiyatçımız ve mücadele adamı için Akhisar'da tanıtım ve anma adına Uğur Mumcu Kültür Merkezi'nde 30 Ocak 2026 tarihin de sunum düzenlenmiştir.
Tüm Yurtseverler, Vatanseverler, Devrimciler, Demokratlar davetlidir.
Haber Kaynak: Şeref ÖZENGİ |
||||||||
|
||||||||
| Etiketler: FAHRİ, ERDİNÇ, KİM?, |
|
Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.